Yenice Gezisi'nden Notlar

|

























Cumartesi akşam üzeri dört gibi Çerkezköy'den arabayla aldılar beni.Bir komşumuzun köyüne gidecektik.Yenice adlı bu mekan Kırklareli'nde eski bir Yunan köyüymüş mübadeleyle değişim olmuş falan şimdiki şeklini almış.Köye girdiğimizde gayet sıcak karşılandık.İki yaşlı sanki bizi daha önceden görmüşçesine kucakladı insan bu insanların büyük şehirlerin tozunu yutmadığını samimiyetlerinden hissedebiliyor.Kalacağımız yer iki katlı bir köy eviydi bahçede kurutulmak üzere mısırlar vardı.Bahçeye girdiğimizde birkaç kazanda salça yapmak için domates falan kaynatıyorlardı.Tabi oturur oturmaz klasik muhabbetlerle başladık konuşmaya "Hoşgeldin misafir kimlerdensin,neredensin,ne iş yaparsın??" kısa bir tanışma faslından sonra ben katır ve ineklerin bulunduğu ahıra oradaki aletlere falan kısa bir göz attım.Oradan kamp dedikleri tarlanın yolunu tuttuk.Kavun karpuz domates falan topladık.Oradan başka bir köy evine gittik tabi sofra kurulmuştu Trakya'nın has içkisinden yudumlamaya başladık.Mangalımız da püfür püfür.Ev sahibi tarafından akvaryumla uğraştığım öğrenilince birçok deniz taşı hediye edildi bana.O gece yemekten sonra ava da çıkacaktık ama kadroyu toparlayamadık olmadı.O gün uyuduktan sonra sabah Dupnisa Mağarasına doğru yola çıktım.Yol üzerinde ormanın yeşilin binbir çeşidinin yanında bir dere içinde daha önce hiç görmediğim birkaç hayvan gördüm.Uzun süren yolculuktan sonra Dupnisa Mağarasına geldim.İçerisi bayağı soğuktu,kireçlerin yeraltı sularıyla erimesi sonucu oluşmuş birçok sarkıt ve dikit vardı.Daha önce hiç duymadığım,çok tanınmamış ama kesinlikle görülesi biryerdi.Mağaradan eve dödükten sonra tarladan tekrar birşeyler toplayıp yemek yedik.Oradan da yola çıktık ama bu insanların sıcakkanlılığı unutamayacağım cinstendi.

1 yorum:

Mauro Mateos (El Calaverita) dedi ki...

Saludos desde Esquel, Patagonia Argentina.
Mauro Mateos