
Günay Doğan'ın Bir Gecekondu ve Kömür Sobası adlı yazısı ciddi anlamda hoşuma gitti ve beni bu yazıyı yazmaya zorladı açıkça söylemem gerekirse.On dokuz yıldır yaşadığım hayatta onbeş yılım Gazi Osman Paşa'da bir gecekondu mahallesinde geçti.Yer yeşil şapkalı minibüsleriyle bilinir,Dörtyol'dan Çeltik'e kadar içine geniş bir mekanı kapsar,Köprülü Spor efsanesi vardır,belki dünyanın en çok kahvehane ve biranesini barındıran yerdir bilmemek ne mümkündür burayı;Pazariçi.1950'lerin başında Bulgar göçmenlerinin gelişiyle kurulmuş hemen ardından Yugoslavya(bkz:Fikri Amcalar) ve Selanik göçmenlerinin yerleşmesiyle gelişmiştir.Gazi Osman Paşa'nın en köklü mekanlarından biridir.Daha sonrasında Türkiye'nin heryerinden insan buraya geliyor tabi.Kültür artık Pazariçi'ne özgü olmuş Yugoslavyalı bir kişi "Son duraktan ağrı gelirim." derken , Erzurumlu bir vatandaşımız " Aman be ya çekti kozu ödetti çayları bana." diyebiliyor.Bu hoş mekanda dedemin Tekirdağ'dan geldikten sonra yaptığı üç katlı gecekonduda 15 yıl kadar yaşadık.Gecekondular imece usulü yapılırmış bir gecede bütün mahalleli toplanıp bir odayı yaparmış.Bizim evde -ufaklığımdan bilirim- misketi yere koyunca durduğu yerde durmaz aşağı doğru giderdi buradan neyi anlıyoruz evintabanı yamuktu.Evin içerisindedahi eşiklerimiz mevcut bir odadan diğerine merdivenlerle geçme gibidurumumuz söz konusuydu.Dedem bu yamuklukları kardeşinin doğru düzgün ölçü alamamasına bağlarmış.Evimizin içinde kömür sobası vardı.Gece üzerindeki kapak açıkkalırsa atom bombası işaretine benzeyen bir ışık tavana yansırdı,itiraf etmeliyim ufak çocukken yatağıma yattığımdave gecenin bir vakti o yansımayıtavanda gördüğümde ürperirdim.Zaten abimle ranzada yatıyorduk ve tavanla aramda bir karış bile yoktu ama sıcacık olurdu ev hele kışın insan yataktan kalkmak istemezdi.Kimi zaman eski oyuncaklarımın tümünü ayırır sobaya atardım soba resmen zıplardı bir defasında duvar kağıdını yakmıştım da annem kızmıştı bayağı.Çocuklar için herşey eğlencedir bilirsiniz.Bende de envai çeşidi vardı yaramazlığın sobaya şırıngayla su atmak,kolonya dokmek,çakmaktaşı ufalamak vazgeçilmez eğlencelerimdendi ha bir de buz eritmek.Evimizin tavanı her yağmurda akardı önemli bir anekdot vermek istiyorum tam bu noktada evimiz orta kattaydı o yağmurun orta kata kadar nasıl indiğini çözebilmiş değilim.Tavanda hep küçük küçük delikler vardı boya altına dolan su boyayı kaldırmasın diye açardık herkesin görevi gibiydi.Alt katta Mehmet Amcalar otururdu babaannemin kiracılarıydı on beş yıl bizim alt katta iki odalıbir yerde oturmuşlardı.Şöyle bir ev düşünün iki oda,bir mutfak,tuvalet dışarda kömürlük odaların birinin içerisinde açılmış bir tünele benzeyen bir yer ve bu şartlar altında yedi nüfuslu bir aile.Mehmet Amcalar o evde tam on beş yıl yaşadı artık ev sahibi gibi hissediyordum ben onları orada.Üst kattan birşey istediğimiz zaman şöyle yere sertçe vururduk aşağıdan duydulduğunda hemen evin bahçesine veya cama çıkardı Mehmet amca veya Gülseren Teyze.Beni çok severlerdi bir keresinde bahçe duvarından düşmüştüm de ,annem hep anlatır, bir Gülseren Teyze bir annem kendi kucağına alıp birşeyim var mı diye bakıyorlarmış en sonunda araba gelmişte hastaneye götürmüşler beni.Gülseren Teyzeler köye gidip geldiklerinde "Pis lazlar bana dındık(fındık) verin"diye nağralar atarmışım bahçede.Şimdibenden bir hayli kısa vaziyette olan Gülseren Teyze'yi hayli çok severim.Her gece Gülseren Teyzeler'e,karşı komşumuz Hatice Teyzeler'e ve babaanneme giderdim.Gülseren Teyzeler'de avucumlapilav yer,babaannemlerde bir sürü suyla oynar,Hatice Teyzeler'de de patlak mısır yerdim.Komşuluk ciddi anlamda çok iyiydi.Herkes birbirine yardımcı olurdu,hırlaşmalar da olurdu tabi.Mehmet Amca ve babam sürekli hurdacılara gidip birelektronik altle gelir bütü ntatil gününü onu tamir etmeye uğraşmakla geçirirdi.Bir defasında bahçeye tahtadan oturaklar yapmışlardı da çay içmeye çıktığımızda g.tümüz rahat etmişti.Evimiz Pierre Loti'ye çok yakın olmasına rağmen hiçbirzamangitme gereği duymadık manzaranın aynısını görebiliyorduk.Bunun yanısıra Haliç temizlenmedenönce b.k kokusunu ciğerlerinin en ücra köşesinde bile hissedebiliyordun o ayrı.Yan komşumuz vardı Azel Teyze herkese saldırırdı,top oynatmaz hemen balkonundaki saksılardan taş yağmuruna tutardı milleti.Kimi zaman sopayla kovalamaya çıkardı falan.Hiç unutmam bir bayram günü mahallemizin abilerinden iri ayaklarının altınaçatapat atmıştı kadının da hacı olan bu insanın ağzından aklıma gelmeyecek küfürler duymuştum.Çok komiğime gitmişti.Bir de kar yağdığı zamanlar olurdu mahallede çoluk çocuk herkes sokağa dökülür çok eğimli bir coğrafyaya sahip olan mahallemizde poşetlerle,tahta parçalarıyla kayardı.Bunlar hoş anılar tabi işin Paris kısmı ama sahne arkasına geçtiğimizde acımasız bir hayat vardı.Hergün birileri birilerini keserdi zaten,klasikleşmişti.Mahallenin klasikleşmiş ve zor değişen kuralları vardı,kötü bir davranışı olan toplu bir genç güruhu tarafından cezalandırılırdı daha sonra ya mahalleli ya polis araya girip olayı dağıtırdı.Dedikodu mekanizması olmassa olmaztabi böyle mekanlarda ciddi bir sosyal baskı yaşatıyor insanüzerinde bu durumciddi anlamda rahatsız edici.Eğer Pazariçi gibi bir gecekondu semtinde yaşamak istiyorsan kavgaya her an hazırlıklı olacaksın,mekanın Ağır Roman filmindeki mekandan bir farkı yok zaten.Dışardaki hayat çok acımasız.İnsan üzerinde kurulan sosyal baskı onu herşeyi yapmaya zorlayabiliyor kimi zaman.Böyle bir gecekondu mahallesine büyük apartmanların yapılmaya başlanması da mekanı iyice Teksas haline getiriyor.Çünkü oturmuş kuralları olan bir yerde bunlara muhalefet olan kimseleri halk tepkiyle karşılıyorve bunun sonucunda hırlaşmalar çokdaha fazla oluyor.Bunların olmasının yanında hala kazık atmayan,sözünün eri bir insan topluluğu görmek istiyorsanız bunları Pazariçinde bulabilirsiniz.İşte böyle yazıya ek olarak birkaç fotoğrafımı koyacağım eskilerden.Yazımda imla hataları bulunabilir klavyemde ara tuşu hala doğru düzgün çalışmıyor.Umarım hoşunuza gider.Kendinize iyi bakın.
(üst solresimden başlayarak soldan sağa:1.annemve ben okulun ilk günü,2.ben mahallede bisiklet sürerken,3.abim ve ben evin bahçesinde,4.kuzenim ve dedem,5.ben mahalledetop oynarken)
Güler, bir daha güler mi?
-
Güler Zere ismini duymayanlar hala var mı? Haber bültenlerini takip edenler,
eline bir gazete alıp da göz atanlar ya da evinde internet olanlar, mutlaka
du...
2 gün önce



3 yorum:
Her daim Haliç manzaralı bi evim olsun istedim(bok kokusuna rağmen) bide pierre loti'ye çıkabilmek ama kader kısmet oğuzcum napalım :) yazını tuttum parmaklarını öperim
Oooz Amca Sizinle Link Değişimi Yapabilirmiyiz? İsterseniz Bloguma bir girip bakın Beğenip Eklerseniz Beni Çok Sevindirirsiniz.Şimdiden Teşekkürşer
son fotoğraf cidden çok güzelmiş.
Yorum Gönder