Güzelim,Güzelsin,Güzel Evet Güzel


Çağrı yaptığım kuzenim sürpriz şekilde beni Taksime çağırdı.Uyar dedim atladım taksime gittim Boğaz Köprüsün'nde trafik sıkışık olacak ki kuzenim biraz geç kaldı.Dedim hem Atlas Pasajı'nda birkaç arkadaşı görürüm hem vakit öldürürüm ben bir yürüyeyim aşağı doğru.Taksim Meydanı'ndan İstiklal Caddesi'nin aşağısına doğru inerken Taksim'de hayat olduğunu tekrardan anladım Tekirdağ'da oturan belki 2 yıldır karşılaşamadığım arkadaşımlar karşılaştım onunla sohbet ederek aşağı inerken bir başka arkadaşım yoldan çevirdi bu sefer onunla muhabbet ama buradan da duyurmak istiyorum Cenk bize gelirsen sana tarhana çorbası yapacağım abi rahat ol.Herneyse dedim bayağı takıldık aşağı doğru Atlas Pasajı'nı da geçmiştim dedim ben Atlasa doğru çıkayım bu sefer sokağa inmiş bir dünya insan gümbür gümbür davullarla İstiklal'de dolaşıyor girdim aralarına oynaya oynaya çıktım yukarı.Atlas'ın önünde beklerken şu yarışmada anne babasıyla dans eden elemanlardan iki tanesini gördüm kuzen geldi o arada zaten.Dedik gidelim Nevizade'ye ama yürümek ne mümkün mnkym sıkış tıkış ortalık (bkz: balık istifi) neyse girdik Nevizade'de bir yere bir bira attık sonra yarı sosyetik biryerde ucuza tavuk satıyorlar diye yemek yedik ama garsonun ekmek getirmemesi bizi yıktı ulan varoş çocuğu ekmeksiz yemekle doyar mı?Diğer kuzenimin çocuklarının da sünnet düğünü var o akşam atladım oraya gittim.Zaten bir bira içmiştim dört tane de orada içtim demeyin halime tanıdıklar susmaz konuşur,konuştukça kafamda sesleri yankı yapar;birşey sorarlar,onlar sordukça cevap vermek hammaliyet olur velhasıl çok içmeyeceksin bu meredi kaldırsan(bkz: g.t olmamak) dahi kalabalık ortamda çekilecek dert değil eve geldim gecenin üçünde(bkz: teşrif etmek) annem ve babam düğün telaşesinden yorgunlar bayağı,abim benim içtiklerimden bayağı fazla içtiği için yattı uyudu kaldım bilgisayarımla başbaşa sonra bilgisayarı da kapadım ben de uyudum karnımın acıktığını da farkettim biraz ama yattım yine de birsüre düşündüğüm hayalini kurduğum şeylere bir göz attım yatarken ve dedim onlara ne güzelim yahu,ne güzelsin sevgilim,ne güzel yer şu Taksim...Evet yaşamak güzel...

Lise Yılları Güzeldir Fenomeni

| 1 yorum


Kim demiş ulan lise yılları güzeldir diye.Bana kalırsa hayatın en b.k zamanıdır lise yılları.Daha ilk sınıfta kimse çocukluktan kurtulamamıştır.Biraz farklı düşünceleri olanlar hemen dışlanır falan lanetli ilan edilir.O kadar geniş bir kız güruhu görmemiş azgın elemanlar var tabi sabahtan akşama kadar "Abi bi' kız gördüm var ya" ile başlayan cümleler dinlersin.Sınıfta pembe dizi çeksen çekilir Meksika dizileri sınıf yanında b.k yemiş a.ına koyayım.Klanlar halinde yaşamaya başlarsın kimse de toplu halde iyi geçinme bilinci yoktur küçük küçük gruplar halinde takılınır okulda.Kimi zaman kavga çıkar hocalar tekme tokat ayırmaya girer tuvalette s.çmaya çalışanları bile dısarı atarlar.Mafya dizilerinden etkilenen gençler koridorlarda gezerler.Devrecilik hat safhadadır öğrenciler arasında.Her zaman döenen bir muhabbet de söz konusudur "Acaba alt sınıflarda güzel kızlar var mı?".Bir de hoca düşüncelerine,tipine,konuşmana birşeyine taktıysa işte o zaman bir de sağda solda kendini korurken arkanı da kollaman gerekiyor.Nöbetçilik durumu var bir de değişik bir olay lisede dersten kaçmak isteyen kim varsa nöbetçi onu geçtim cidden hammalıktan öte birşey değil.Bu konuştuğum şeyler okulumun ilk 3 yılı yaşadığım şeyler aslında son yıl fazla gözlem yapamadım bu konuda zaten başka bir okuldaydım ve köpek gibi ÖSS'ye hazırlanıyordum onu da lise yıllarının zor ve kötü dönemlerinden biri olarak tanımlayabiliriz aslında sosyal hayatın sıfıra indiği aslında sosyal hayatım sıfır değil diyerek insanların kendini avundurduğu bir dönem.Bilemiyorum daha kalburüstü liselerde durum nedir ama okuduğum liselerin ikisi de kenar mahalle okullarıydı ve bana yansıyanlar bunlar.Kalın sağlıcakla.

Eğer Uzunyol Otobüsüne Binersen;

| 1 yorum


Otobüs yolculukları vazgeçilmezlerimdendir.Gayet rahat,komforlu ve püfür püfür klima esintisiyle güzel bir yolculuk deneyimi yaşatır sizlere.Ta ki yanınıza çenesi düşük bik bik bik susmadan boş boş şeyler anlatan (bkz: sap yeyip,saman s.çmak.)koca karı kılıklı biri oturana kadar.Ne yolculuğunuz bir keyfi kalır yanınızda böyle biri olduğunda,ne hostes abimizin getirdiği nescafenin tadı,ne otobüsün televizyonunda izlediğiniz magazin programının bir zevki.Acınasıdır haliniz böyle bir durumda,kaçarınız yoktur seve seve dinlemek zorundasınızdır.Bilin ki yanınıza sinsi sinsi sokulan bir eleman size otobüste siz nereden gelip nereye gidiyorsunuz,orada mı oturuyorsunuz yoksa buralı mısınız? vs gibisinden sorular sorarsa ve bu adamın muhabbetinin sarmayacağını düşünüyorsanız kısa cevaplar vererek kurtulun yoksa vay halinize derim bir keresinde bir hata yapıp samimi davranmıştım da kaç tane sevgilisi olduğunu gelene kadar dinlemiştim(bkz: gına gelmek).Ama bir de kafanıza uyan samimi birilerini bulunca yolculuğa doyum olmaz bu tahlili yaptığınız insanlara gayet samimi yaklasmanız tavsiyedir fakat yine de temkinli olmakta fayda var tabi.Bir de ufak çocuk problemi var tabi otobüste feryad figan bir çığlık yükselir ön koltukarldan,sonra tamam yavrum tamam geldik az kaldı diye şefkatli bir ses çocuğu susturmaya niyet eder çocuk daha çok ağlar artık bu bende bir sendrom böyle bir gürültü altında yolculuk yaptığımda sanki yol daha da uzuyor bu da garip korkulacak bir durum tabii.Neyse durum böyleyken böyle işte otobüsle çok geziyorum diye(bkz: sokak süpürgesi) söyledim kalın sağlıcakla.

Yenice Gezisi'nden Notlar

| 1 yorum

























Cumartesi akşam üzeri dört gibi Çerkezköy'den arabayla aldılar beni.Bir komşumuzun köyüne gidecektik.Yenice adlı bu mekan Kırklareli'nde eski bir Yunan köyüymüş mübadeleyle değişim olmuş falan şimdiki şeklini almış.Köye girdiğimizde gayet sıcak karşılandık.İki yaşlı sanki bizi daha önceden görmüşçesine kucakladı insan bu insanların büyük şehirlerin tozunu yutmadığını samimiyetlerinden hissedebiliyor.Kalacağımız yer iki katlı bir köy eviydi bahçede kurutulmak üzere mısırlar vardı.Bahçeye girdiğimizde birkaç kazanda salça yapmak için domates falan kaynatıyorlardı.Tabi oturur oturmaz klasik muhabbetlerle başladık konuşmaya "Hoşgeldin misafir kimlerdensin,neredensin,ne iş yaparsın??" kısa bir tanışma faslından sonra ben katır ve ineklerin bulunduğu ahıra oradaki aletlere falan kısa bir göz attım.Oradan kamp dedikleri tarlanın yolunu tuttuk.Kavun karpuz domates falan topladık.Oradan başka bir köy evine gittik tabi sofra kurulmuştu Trakya'nın has içkisinden yudumlamaya başladık.Mangalımız da püfür püfür.Ev sahibi tarafından akvaryumla uğraştığım öğrenilince birçok deniz taşı hediye edildi bana.O gece yemekten sonra ava da çıkacaktık ama kadroyu toparlayamadık olmadı.O gün uyuduktan sonra sabah Dupnisa Mağarasına doğru yola çıktım.Yol üzerinde ormanın yeşilin binbir çeşidinin yanında bir dere içinde daha önce hiç görmediğim birkaç hayvan gördüm.Uzun süren yolculuktan sonra Dupnisa Mağarasına geldim.İçerisi bayağı soğuktu,kireçlerin yeraltı sularıyla erimesi sonucu oluşmuş birçok sarkıt ve dikit vardı.Daha önce hiç duymadığım,çok tanınmamış ama kesinlikle görülesi biryerdi.Mağaradan eve dödükten sonra tarladan tekrar birşeyler toplayıp yemek yedik.Oradan da yola çıktık ama bu insanların sıcakkanlılığı unutamayacağım cinstendi.

Koş Bakalım Ooz Amca


Bugün bir koşturmaca yaşadım ki sormayın sabahın sekizinde evden çıkıp ta üçte geldim.Dedim kendime kayıt için bir önbilgi toplayayım,diplomamı alayım bir ufak kayıt işlemleri için hazır olayım.Önce okula gittim ki sabahın köründe daha saat dokuz karga b.kunu yememiş bir de yaz hocalar erkenden gelecekmiş gibi düştüm diplomamın peşine hademeyle karşılaştım tabi bahçede dedi ben veririm senin diplomanı arkadaş ironi yapıyor bana alttan alttan da sırıtıyor gülerken düşün sabahın dokuzunda buraya hangi hoca gelir diye Moliere sandı kendini abimiz çektim sineye diplomayı bıraktım okula atladım gittim üniversitenin Haydarpaşa Kampüsüne orada öğrenci işlerindeki abimiz de dedi ki katkı payı 250 YTL olur muhtemelen gözlerim cavladı bir dumur daha yaşadım.Dedim ben bir ana kampüse gideyim de durum nedir iyice bir öğreneyim bindim vapura karşımda kendini iş adamı sanan kısa donlu bir dayı,püfür püfür bir rüzgar(bkz:oh t.şaklarıma kadar esti!),elimde tostum,diğerinde meyve suyum unuttum herşeyi,250 YTL katkı payı da dahil,hem yedim hem içtim hem karşımdaki denyoyu izledim.Geldim Eminönü'ne ana kampüse giderken yanımda bir dayı telefonla konuşmamı duymuş olacak ki konuyu açmak için başladı konuşmaya nerelisin,göçmen misin,üniversiteyi mi kazandın,hangi bölüm..? bik bik bik konuştu durmadan zaten beynim fokurdamış(bkz:beyin a.cıklaması)sağolsun nerede ineceğimi gösterdi o nedenle söylediklerimin hepsini geri alıyorum ve onu onure edeeck bir madalya veriyorum.Neyse indim otobüsten hafif kalburüstü bir mekan böyle emmoğlu kaldırıma Harley Davidson falan bırakmış,bunu GOP'ta yapsa motora veletler biner de götürür valla,neyse geldim okula dedim nerede bu okulun öğrenci işleri dediler aşşağıda göreceksin.İndim aşağı gördüm öğrenci işlerini;ama kapısını.Saat birde açılacak dediler bekledim saat biri adamlar geldiler geçen yıl bölümün katkı payının 145 YTL olduğunu bu yıl biraz daha artacağını söylediler.Çıktım okuldan bindim otobüse geldim tekrar Eminönü'ne oradan da çok sevgili semtime eve geldim gördüm ki abim diplomamı almış annem de ikametgah çıkarmış bunlar çok iyi oldu ne kadar teşekkür etsem azdır...Sonra devirdim g.tü uyudum ta ki paranoyak komşumun evin odaları dahil heryere yaptırdığı alarmı çalıncaya kadar kalktım ondan sonra gittim yeni bir çiklet aldım kendime şimdi de akvaryumda onları izliyorum.

Çikletlerim De Oldu


Ben de 2 yıl öncesine, kız arkadaşımın doğum günümde bir moli bir lepistes hediye etmesine dayanan bir akvaryum hastalığı vardı,sularını hiç değiştirmezdim de babam işleri bana yıkıyorsun diye hışmederdi üzerime,herneyse bir sürü balığım vardı onları yavrulatmıştım falan bayağı sarmıştım bu işe.Bir ekosistem ortamı kurmuştum kendi çapımda yani.Amma ve lakin akvaryumuma hastalık girdiğinden eşşek gibi kolonilerim mortu çekmişti de alayını çöpe atmak zorunda kalmıştım zavallı hayvanların.Sonra tadım kaçtı zaten tuzlayıp bir kenara kaldırdım akvaryumumu hatta içine kimi eşyaları bile yerleştirmiştim bir nevi bavul.Yaklaşık 2 hafta önce abimin bir arkadaşı akvaryumunu boşaltacağını balıkları istersem bana vereceğini söyleyince gözlerim yine açıldı,hemen istedim balıkları.İki tane çikleti getirdi 1 hafta sonra kadar abim ama hayvanları bir görün tam Bezgin Bekir ikisi de a.ına koyayım ne lan böyle balık mı olur dedim(bkz: ben böyle işin a.ına korum).Neyse bir hafta kadar küçük akvaryumda besledim kerataları öyle umursamaz takılıyorlar ki sanırsınız Nihilizm felsefesiyle yoğurulmuşlar.Ama eski hastalığım dirildi bugün eşek kadar akvaryumumu kurdum çikletlerimi de attım içine şimdi Malawi Gölü Endemiği kurayım diyorum ama çözmüş değilim hayvanları öyle kumları yiyorlar falan saldım kendimi balıkları izliyorum hayvanlar öyle umursamaz,öyle dünya derdinden yoksun belki hala kendilerini Malawi Gölünde biryerde sanıyor kamiller öyle takılıyorlar anlamış değilim bu hiç beslemediğim hayvanlarla ne yapacağım?

Bu Uyumak Da Nereden Çıktı?


Tatile girdiğimizden beri kendimi uyumaktan alamıyorum,hoş bu her tatil böyle olur ya,artık bu uyuma hastalığı bugün hat safhaya ulaştığından,ilkokulda öğretilen "Erken uyu,erken uyan." sözüne hıyanet içinde bulunduğumdan ve gözümü açtığımda saatin öğlen 1 olmasından dolayı buraya yazdım.Kurtarın beni bu hastalıktan a.ına koyayım nedir bu,neyin nesidir?Adeta yastıkla can yoldaşı oldum bir diğer organımmış gibi hissediyorum alet-i cihazı bir de garip rüyalar böyle kafamda kurduğum rüyayı kısa bir süre görüp sonra uyumakla uyanıklık arası gözlerimi açıp etrafa bakıp,-ki her seferinde bunu yapınca ya abim KPSS'yle ilgili birşeylere,ya babam haberlere bilgisayar başında bakıyor oluyor,gözlerimi kapayıp rüyaya kaldığım yerden devam etmek var ki bu da ilgimi çeken bir diğer konu hoş bunu sizin sandığınız gibi rüyamda güzel hatunlar görüp rüyanın en güzel yerinde uyanıp sonra gözlerimi kapayıp tekrar rüyaya kalan en güzel yerinden devam etmek için kullanmıyorum fakat bu olay da bana bir hayli enteresan geliyor nedense ve siz siz olun sakın ha gün akşama devrilirken uyanmayın çünkü korkunç bir baş ağrısıyla kalkıyorsunuz ve gün boyu dayanılmaz bir ağrıyla yüzyüze kalıyorsunuz.Söylemeden edemeyeceğim ben akşama doğru tekrar yattım uyudum şimdi bekle ki gecenin köründe uykum gelsin de uyuyayım.Koyunları mı saysam napsam a.ına koyayım bilmiyorum ki erkenden uyumak için?

Ne Enteresan Yer Şu Kumrucu


Bugünlerde bir arkadaşım vasıtasıyla bir kumrucu dükkanında çalışıyorum.Gayetli enteresan bir yer.
Dış ses:
-Ulan kumru ne?
Ooz Amca:
-Böyle salam,sosis,sucuk ve kaşarı harmanlayıp bol ketçap ve mayonezle ekmek arasına koyup yapılan yiyecek.
Herneyse bilgisayar başında para kazanmaya çalıştığımdan hiç fiili olarak biryerde çalışmamıştım daha önce ama ben anladım ki ulan bugün paramız var en iyisinden kafasını ezelim bu paranın diyen insanlarla uğraşmak çok zor oluyor.Belki ayda bir kavuştukları bu lüksün tadını seni eze eze çok iyi çıkarıyorlar(bkz: para kiminse süleyman o.).Herneyse bugün yine envai çeşit insanla karşılaştım yan taraftaki dükkandan birşeyler alıp bizim masada oturan ve kovulanı mı istersin,aldığı hamburgerleri sacda ısıttıranları mı,telefonunu şarj ettirenleri mi ararsın yoksa once sosisli soyleyip sonra tuvalete gidiyorum deyip kaybolanları mı?Aslında bu tip şeyler dünyada envai çeşit insanın olduğunu bir kere daha anlamamı sağlıyor.Emek vermenin,çaba sarfetmenin değerini anlamamı sağlıyor.Hizmetlisi durumunda olduğun insanların kimi zaman ne kadar acımasız olduğunu görmeni sağlıyor.Bunun yanında onca insanla omuz omuza olup birbirine destek olmanın önemini de anlıyorsun..İzmir kumru,sucuk ekmek,patso ve muhteşem köpüklü ayran buyruuuuun!!Sağlıcakla kalın..

Street Art Uyanıyor

| 2 yorum


Uzun zamandır uğraştığım bir iş var "Graffiti" güzel,heyecanlı bir uğraş olmasının yanında başımı belaya da sokmadı değil.2001'den beri yaptığım bu iş Türkiye'de ilk yapılmaya başlandığında The MOB,Troob,H2O gibi gruplar vardı,hatta bu elemanlar Blue Jean'de tam sayfa çıkmışlardı da g.tüm düşmüştü,o zamanki graffitiler sağa sola yazılan "Seni Seviyorum,Acılar Derya Olmuş Ben Sandal" yazılarından farksızdı hiçbir stil söz konusu değildi.Sonradan gelişen bu sanatın gölgesinde,-ki şuanda graffiti festivalleri dahi düzenleniyor,street art denen bir muhabbet de türemeye başladı gerçi kimileri için graffiti varken ayırdedilemeyecek kadar ince bir nüanstır fakat street art şu aralar aldı başını gidiyor.Beni bu yazıyı yazmaya zorlayan ne peki?(bkz: ulan bu yazıyı neden yazıyorsun?)Yurtdışında sokak sanatçılarının işlerini takip eden fotoğrafçı abilerimiz var -ki bunlar daha elemanlar fotoğraflarını yayınlamadan kendileri fotoğrafını çekip sitelerinde yayınlıyor ve sanatın gelişmesine katkıda bulunuyorlar.Türkiye'de olmayan bu işin Türkiye'de de olması ve fotoğrafçıların harıl harıl street art ları Flickr,Deviant Art gibi sitelerde yayınlaması bu sanatı geliştireceğe benziyor.Bunun dışında absürd karakterleriyle street art sanatçıları Beyoğlu,Cihangir ve İstanbul'un her merkezi yerini doldurmaya başladı.Benim en çok dikkatimi çekenler ise yapılan posterler ve bazı şeylere eleştirel olarak yaklaşan stenciller.Ha bu arada Taksim'de bir filmin stencilleri dolmuş,reklam amaçlıdır, estetik değeri yoktur,yazıdan ibarettir bence bir sanat değeri yoktur...

Nedir Bu Horoz?

video

ÖSS sonuçlarının açıklandığı sabah saat 09.30 sularında ısrarla ötmesi üzerine tam saatinde uyanıp sonuçlarıma bakmamı sağlayan hayvan bu.Gariptir sanki bana müjdeli haberi vermek adına ısrarcı davranıyordu gece 03.30'da yatmıs sabahın 09.30'unda bu hayvan tarafından uyandırılmıstım "Ah A.ına Koduğumun Hayvanı" diye başlayıp iyice bir döşedim garibime fakat sonuçların açıklandığı aklıma gelince yapışıverdim bilgisayarın başına çok heyecanlıydım aynı zamanda sakindim bir onceki gunun yorgunlugu uzerimdeydi ve üniversiteyi kazandığımı öğrendim.Bu haberden sonra horozu sevmeye başlamıştım fakat ahkam kesercesine duvarların üzerinde yürüyüp adeta piliçlere "Yavrular gelin buraya.." dercesine duvarlarda dolaşan bu horozda bir şeyler farketmiştim;belden aşağısında tüy yoktu bu hayvanın bu sabah beni şoke eden bu durum üzerine horozu iyice bir inceledim nedense bana tayt giyen Fransız soylularını çağırıştırmıştı bir an içimde garip bir acıma duygusu belirdi bu hayvana ama süksesinden bir şeyler kaybetmeden,kendini hala ağırdan satarak ötmeye devam eden bu horoz,tüylerinin haline bakılırsa, pişirilmek üzere birçok elden kurtulmuş fakat yakın bir zamanda şansını yitirecek gibime geliyor.Herneyse sabah 09.30'da tekrar bu horozun sesiyle uyanmak dileğiyle.