Art Crime Güncellemesi ve Graffiti Sanatındaki Değişim Üzerine


Merhaba çok sevgili okurlarım. Bugün sabah uyandım 09.30'da dersim vardı. Canım da tembellik yapmak istedi biraz. Dışarıda kar yağdığını da görünce ulan dedim bee çok iyi gayet vicdanımı rahat hissederek yattım. Uyuyamadım ama. Kalktım dolandım biraz bilgisayarı kurcaladım. Art Crime'a bkayım dedim aklıma esti. Uzun süredir bakmadığım bu graffiti sitesi 1994 yılından beri yayında, sanıyorum İsveçli yöneticileri veya yöneticisi var, ciddi anlamda çok büyük bir graffiti arşivine sahip ve graffiti ortamında da kabul gören bir site. Ben bile graffiti yapmaya başladığımda ilk hedef olarak kendi graffitilerimin Art Crime' da yayınlanmasını koymuştum önüme ki 4 yıl sonra yayınlandılar. Her neyse bugün siteye baktığımda Ekvador'dan , graffitinin doğduğu yer olan New York'tan birçok graffiti gördüm. Graffitiyle ilgili fotoğraflara ve haberlere uzun süredir bakmamıştım. Kendi sitem de dahil olmak üzere ( http://www.worldwidewriters.org ) ama bugün Art Crime'a baktığımda cidden graffitinin büyük adımlar attığına şahit oldum ciddi anlamda resim sanatına doğru kayan bir graffiti sanatı görüyorum. Bu graffitinin daha çok sanatsallaştığını göstermekle beraber kendi özünü yitirmeye başladğını gösteriyor. Çünkü artık Skeme'nin yaptığı gibi comic karakterler görmek yerine (bir örneği: Skeme )bugün Art Crime'da gördüğüm gibi tablo gibi karakterler görüyorum örneklerine Art Crime'ın K20 güncellemesinde görebilirsiniz (ilgili link: K20 Güncellemesi Bölüm 4 ). Bunun yanısıra artık graffitilerin çok daha fazla renk taşıdığını ve oluşan stillerin gerçeğe çok yakın olduğuna dikkat ettim. Son baktığımda da üç boyutlu graffitiler vardı fakat artık iyice gelişmiş bu konuda da graffiti. Bu konudaki gelişime şahitlik edebilmek için Daim adlı graffiti sanatçısının işlerine bakabilirsiniz. Türkiye'den graffitilere falan da baktım Art Crime'da bizim biraz daha gelişmeye ihtiyacımız var, yaklaşık bir 10 sene lazım. Bu arada meraklısına Art Crime dediğim sitenin adresi http://www.graffiti.org dur.

Bugün Yaşamımda Ne Kadar Vardım?

Bu soruyu kendime sormaktan zevk alıyorum yahu. Farkındalık kazanma konusunda cidden insana bir şeyler katıyor. Bugün pek hoş hissetmedim aslında kendimi ve hatalar yaptım. Kız arkadaşımı kırdım. Kırıldım. Yaşadığım olayları düşünmekle geçti hep. Doğru mudur yanlış mıdır kısır döngüleri içerisinde kaldım. İyi olmadı.

Bugün kendime verdiğim puan %60'tır.

Ooz Amca İzledi

27 Aralık 2008 tarihinden bu yana...

Step Up 2: The Streets (2008)

Eğer boş vaktiniz varsa eğlenebileceğiniz, hoş, dans ögeleri içeren aynı zamanda graffiti ve sokak yaşamıyla ilgili de kısmen bilgiler veren 2008 yapımı bir film.


Step Up 2: The Streets Trailer



Quality Of Life (2004)

Graffiti yaşamından hoş sahneler sunan. Heir ve Vain tagiyle isim yapan iki elemanın hikayesini anlatıyor.


Quality Of Life Trailer



Gomorra (2008)

İlk Film Ekimi'nde rastlamıştım bu filme fakat bilet bulamamıştım. Bugün izleme imkanı buldum. Comorra adlı bir mafyayı anlatıyor. İtalyanca konuşulması kulağıma garip geldi nedense hep İngilizce duyup altyazı okumak alışkanlık yaratmış. Çok çok hareketli olmasa da güzel, izlenebilecek bir film.



Gomorra Trailer




Gadjo Dilo (1997)


Gadjo Dilo


Fransız ve Romenlerce yapılan bu film çingenelerin yaşam şeklini anlatıyor. Nora Luca adlı bir şarkı uğruna Fransa'dan Romanya'ya gelen bir adam iyiden iyiye Roman gibi yaşamaya başlıyor. Malum eğlenceli şahsiyetlerdir çingeneler. Film boyunca mezara vodka döküp mezar başında oynayan mı ararsın, eğlenip sadece günü yaşayan mı ararsın, yoksa filmde "ŞUKAAAAAR!" gibi sözcükleri duyup "Vay amına koyayım! bu lafları çingeneler bizim burada da kullanıyorlar!" mı demek istersin o senin seçimin fakat film izlenebilecek çok çok güzel bir film.

Gadjo Dilo Trailer


Genelevde Ne İşin Var?

Bugün Marmara Üniversitesi İşletme Kulübü'nün düzenlediği konferansın ikinci ayağına katıldıktan sonra ciddi anlamda çileli bir yolculuktan sonra(Beykoz-->Gazi Osman Paşa=Dört Saat) eve gelip bilgisayarımın başına oturabildim.Gelirken de kar yağıyordu,hoşuma gitti ama dindi kısa bir süre yağdıktan sonra.Her neyse bilgisayarımın başına oturduğumda bir göz atayım dedim haberlere,Mynet'in haber sayfasına girdim.Dolanırken gözüme bir haber ilişti ki gümledim resmen,şaştım da kaldım,hass.ktir be! dedim.Polonya'da bir kadını kocası genelevde basmış, kocası "Burada ne işin var?" sorusunu kadına yöenlttiğinde kadın "Ek gelir kazanmak adına bu işi yapıyorum." demiş.Üstelik on dört yıldır evliymiş bu çift.Benim de aklıma tıpkı haberi yorumlayan bir kaç arkadaş gibi "Adamın orada ne işi varmış?" sorusu geldi.Üzerinde düşünmedim gerçi ama geldi.Velhasıl kelam olayın iç yüzünü bilmiyorum tabi ki kimseyi yargılamak benim haddime değil fakat Reuters haber ajansının 2008'in en popüler haberi olarak verdiği bir haberi de yazmadan edemeyecektim.Cidden şaştım da kaldım yahu..

Bugün Yaşamımda Ne Kadar Vardım?

Gelelim başladığımzı oyunun devamına.Bugün tekrar konferanstaydım.Tekrar kendime bir şeyler kattım.Hayatımda yeni bir belgem oldu.Değerli bir sertifika.Sabah oturuma geç kalacağım diye uzunca bir yolu koşmak zorunda kaldım,vapura yetişmem lazımdı.Kendi farkındalığımın, kendime lazım olan bir şeyin peşini bırakmama konusunda bir örnek bu benim için.Fakat konferansın sonlarına doğru uyuklamaya başladım.Pek bir şey dinleyemedim.Trafiğe takıldık bir süre kitap okudum sonra boş boş bakındım.Ayrıca sabah otobüsteyken de müzik dinledim.Müzik konusunda kendime bir sınır koymam gerek.

Toplamda kendime %75 puan verdim.

Kalın sağlıcakla...

Hadi Kendimizle Bir Oyun Oynayalım


Bugün gayet yorucu bir gündü.Sabah davranış bilimleri dersinde uzun uzadıya kültür konusunu tartıştıktan sonra Beykoz'da Marmara Üniversitesi İşletme Kulübü'nün düzenlediği bir konferansa katıldım.Doğan Cüceloğlu için gitmiştim.Daha bir kaç kişiyi dinleme imkanı da buldum arada.Her nedense Noam Chomsky'ye benzettim ben Doğan Cüceloğlu'nu gördüğümde.Sanki sürekli rüzgarda yürüyormuş gibi.Hayatın içinde kendi farkındalığını vurgulayan bir konuşma yaptı.Ciddi anlamda hoşuma giden bu konuşmadan sonra kendi kendime söz verdim.Her gün en az üç dakika "Bugün kendi hayatımda ne kadar vardım?" sorusunu soracağım kendime, Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi, ve bu soruyu blogumda yayınlayacağım zatentarihinin,gününün belli olması lazım bu soruyu kendime sorarken, blogspot bunları düşünmüş yazı yazınca altına gününü ayını ekliyor bari tarih gün yazmakla uğraşmam.Yasemin Sungur da liderliğin ne anlama geldiğini vurgulayan hoş bir konuşma yaptı.Risk,sorumluluk,proaktivizm,cesaret,kitleleri harekete geçirmek,ikna yetisi ve çoğaltılabilecek bin küsür özelliği varmış bu liderlerin.Ama içerisinden iki tanesi gayet önemliydi "İletişimde başarıda 'iç sorgulama' esastır." ve "İnsanlara soru sorduğunuzda cevabını bekleyiniz.(bu ne haber,hoşgeldiniz deyip cevap almadan gidenler için.)" .Özellikle bu iki başlığı arkadaşlarım açısından ve kendi açımdan düşündüğümdebir çok eksik buldum fakat birinci maddeyi Doğan Cüceloğlu'nun bahsettiği konuyla ilişkilendirince ciddi anlamda ortaya anlamlı bir bütün çıkıyor.Çünkü insan hayatta ne kadar varolduğunu ancak iç bir sorgulamayla gerçekleştirebilir ve bu iç sorgulama kendini keşfetmeye,farketmeye atılmış olan adımların en önemlisidir.Demem şudur ki siz de bu konu üzerine düşünün.Mailleriniz ve yorumlarınızla paylaşıma açalım.Her gün bloguma yaşamımda kendimi ne kadar hissettiğimi yazacağım.Dürüsüt olarak.Yazamasam dahi not olarak cebimde olacak.

Bugün Yaşamımda Ne Kadar Vardım?

Yazıyı okuduktan sonra sanırım bu bölümü bekliyordunuz.Unutmadım hemen ekliyorum yazı yazdığım zamanlar hep yazımın altına ekleyeceğim bu konuyu yazmassam da farklı farklı başlıklar halinde kısaca size sunacağım.Malum hep aynı başlıkla yazınca Google spam olarak algılayabilir.Gelelim konumuzun özüne.Kendimi hayatta ne kadar hissettiğimle ilgili yüz üzerinden bir puan vereceğim kendime sanırım böyle değerlendirmek en sağlıklısı.

Bugün yaşamımda %80 vardım.Bardağın dolu olan yanı ne boş olan yanı ne görelim.Dolu olan %80lik kısmından bakacak olursak bugün kültür hakkında uzun uzadıya konuştuk kendime çok şey kattım, yanlışlar yaptım doğrusunu öğrendim, gaf yaptım kendime güldüm, en önemlisi güzel bir konferansta kendimi hayat içerisinde görmeyi ve ileride yapacağım mesleğin kimi püf noktalarını öğrendim.Boş olan %20lik kısma bakacak olursak okula giderken ve konferanstan dönerken sadece yolun bitmesini bekledim ve ilk konferansın sonuna doğru karnımın açlığını gidermek için ne yesem diye düşündüm.Sanıyorum bu benim için en kötüsü kimi zaman bedenim salondayken beynim başka yerlerdeydi.Bunun için de puanımı kırdım.

Toplamda kendime %80 puan verdim.Kalın sağlıcakla.


Selam Ver

Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı,
Bir selamda kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında.
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı seni de sarsın...


Konferansta okunmuştu eklemek istedim.Üstün Dökmen'den...

Oradaydım: Issız Adam Filmi


Bu başlık street art yapan elemanların "I was here! , I was there" posterlerine benzedi sanki biraz ama graffitiyle uğraşan biri olarak içimden böyle yazmak geldi.Bugün ben de kız arakdaşımla filme gittim nihayet.Bu zamana kadar filmi birçok kişi izlediğinden ben daha çok filmi izlerken girdiğim ruh halini yazacağım sizlere(özelimi anlatıyorum yani).Filmimizin yönetmeni Çağan Irmak'ı severim.Hem de çok severim Çemberimde Gül Oya adlı dizi de gayet hoşuma gitmişti,özellikle müziklerin vurgusu ve çok hoş yerlerde araya girmesi.Herneyse bugün aradaki hukuk dersini asıp "Hadi gidelim" dedim,kız arakdaşımla atladık gittik Sinepop'a.Filme yetişeceğiz diye çatladık koşturmaktan meğersem filmin başlamasına daha yarım saat varmış.Yarım saat takıldıktan sonra girdik oturduk filme.İlk başlarda çok bir onunlayım bir bununla havası çizdi Alper(Başrol oyunucumuz) .Aşçı olan bu abimizin değişik fantezileri falan da var,yatakta aslan kesiliyor falan neyse konumuz bu değil..İlk olarak çok hoş bir gözle bakmadım bu abiye bir onunla bir bununla.Bu işin görünen yüzü tabi.Diğer bir yandan bakarsak çok acıdım ben bu Alper'e..Aşık olamamak ne b.ktan şeydir kardeşim.Cidden çok üzüldüm o haline de.Ada(bkz: Melis Birkan) var bir de bu ablamız da kendi halinde,kostümler diken bir ablamız.Filmi şöyle değerlendiriyorum ki aslında sevdiğimiz insanların kıymetini bilmek adına çok şey veriyor insana.Tam olarak anlıyorsun hayatından en sevdiğin insanı çıkardığında başına neler geleceğini.Filmin Kule Dibi ve Taksim civarında dönmesi beni bir başka etkiledi hep bir pusluluğu ve gizemliliği vardır oraların benim gözümde zaten.Ada'yı terketmesi vardı ki bir de bu abimizin bu sonun başlangıcıydı işte. Kızın ağlamasıyla araya giren şarkının beynimin içinde yankılanması gözlerimi doldurdu tabi aklıma gelenler de.Çok sıkıyımdır,kız arkadaşım yanında duygulanmış gibi gözükmem pek(bilirsiniz Japonya'da öğretilen gibi, hüzünlü şeyler hissedersen yüzünü bozma) bilirsiniz işte...Ama filmin sonuna yaklaştığımızda gırtlağımdan gözlerime doğru bir şeyler çıkıyor filmle ilgilenmiyor,kimi zaman sevgilimi çok kırdığım zamanlar aklıma geliyordu.Filmle bağlantım kalmamış sadece kendi içimde kurduğum senaryoyu dinliyor ara ara da kız arkadaşıma bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum.Aslında bunu bu filme gitmeden önce de çok iyi biliyordum ama içimde yoğunlaşan aşkı çok daha iyi bir şekilde anladım.Hayatında bir şeylerin hep eksik kalmasının ne demek olduğunu anladım.Benim yeşil gözlü ufak tefek(gerçi böyle denmesine kızıyor ama) sevgilimin hayatımda ne kadar büyük bir yeri olduğunu anladım.Bunu film çıkışında ona da ifade ettim(Allah bozmasın hep hayatımda kalsın aynı zamanda maşallah.).Güzel bir gün oldu biletlerini de sakladım.Neyse çok duygusallaştık farkettim de içimi iyiden iyiye bloga dökmüşüm(Gülüyorum kendi kendime).Bir kaç yeni haber de vereyim yeni klavyeyi bilgisayarıma taktım sonunda ama ben almadım el insaf deyip abime vermiş bir arkadaşı aldım alacağım derken böyle bir klavye iyi geldi valla.Azrail'e bir osuruk borcu kalmıştı zaten diğer klavyenin.Birkaç yeni yazıyla karşınızda olacağım kalın sağlıcakla.

Yeni İletişim Ortamları

| 1 yorum

Yeni iletişim ortamları... Bugünlerde çok duyuyorum bu kelime grubunu. Üzerine de düşünmüyor değilim. Yüzyüze olan iletişimimiz gitgide başka alanlara doağru kayıyor. Aslında kastettiğim şu;mekanik aletişim üzerinden gitmek gerekirse bir kaynak vardır,bu kaynak mesajı kodlayarak yollar ve hedef de bu mesajı alıp kodaçımlar.Sonrasında da hedef kaynağa geribeslem(cevap diyebiliriz) verir.Mesaj kanal içersinde gider.


Eğer bu mekanik iletişimi örneklemem gerekirse bunu iki kişinin yolda karşılaşıp birbirleriyle muhabbet etmeleri olarak gösterebilirim.Burada dikkat çekilmesi gereken nokta birbirleriyle iletişim içerisinde olan bu şahısların yüzyüze olmaları.İşte tam bu noktada ben araya giriyorum ve kendi görüşlerimi size belirtmek istiyorum.Yeni iletişim ortamları herkesin konuştuğu bir şey bu benim görüşüm değil yanlış anlamayın küreselleşmeyle beraber gelen bir görüş. Fakat ben bunu şöyle yorumluyorum ki yeni iletişim ortamlarının oluşumu eşittir mesajın iletildiği kanalın değişmesi.Tabi küreselleşmeyle beraber bu kendini elektronik ortama kaydırma çabasında çünkü küreselleşmenin de başat ögelerinden biri elektronik iletişim araçları.Her neyse bu durumda ortaya mesajın iletildiği ortamda bir değişiklik çıkıyor.Yani açık hava yerine mesaj artık MSN'de yani elektronik bir ortamda hedefe ulaşıyor.Facebook gibi web 2.0 teknolojisiyle yaratılmış bir site aslında iletişimin yeni ortamlara kaydığının en güzel göstergelerinden bir tanesidir.İnsanlar artık yüzyüze tanışmak yerine Facebook'ta birbirlerini tanıyabiliyorlar.Bakın iletişim elektronik ortama nasıl da kayıyor.Başka bir yönden bakacak olursak insanlar artık yüzyüze geyik yapmak yerine internet üzerinde konuşuyor.Herneyse durum böyleyken böyle.Küreselleşmenin gelmesi iletişim ortamlarında da değişmeye neden oluyor.Söyleyeceklerim bu kadardır.Kalın sağlıcakla.

Google Dini de Neyin Nesi?

| 3 yorum


Aslında başka bir konu üzerine yazacaktım ki geçen gün Umutlar'a gittiğimizde aramızda geçen ve Umut'tan duyup çok şaşırdığım bir konuya baktım nette "Google Dini" .Umut'tan duyduğumda resmen şoka uğradım,ortaya öylesine atılmış bir geyiktir diye düşündüm fakat araştırırken bu iş üzerine site dahi kurulduğunu gördüm.İnanın şaştım kaldım. Sanıyorum The Church Of Google idi sitenin adı.Burada Is Google God? başlığı altında Google heryerdedir,Google ona inanlara cevap verir,Google herşeyi hatırlar,Google sonsuzdur,Google potansiyel olarak ölümsüzdür gibi şeyler yazıyordu.Hoş haksız da sayılmazlar gayet iyi kazanan bir internet sitesi Google bu durumda sonu gelmez sanırım.Bu Googlism dinini Matt MacPherson adında bir şahıs bulmuş nette arama yaptım hakkında ama herhangi bir şey bulamadım.Sitede dikkatimi çeken bir diğer nokta geribeslem alma durumu."Hate" başlığı altında okuyuculardan gelen ve bu görüşe karşı çıkan çeşitli mektuplar yayınlamışlar.Ayrıca Google'ın 10 Emri gibi bir şey falan da var.Çeşitli şeyler yazmışlar oraya da.Ayrıca sitede çeşitli şiirler falan da var.Herneyse ben Müslümanım ve bu dinin gereğine göre "Senin dinin sana,benim dinim bana." diyorum.Normalde de bunun böyle olması gerektiğini kimsenin dini inançları nedeniyle sorgulanmaması gerektiğini düşünüyorum.Belki Türkiye ortamında uçuk bir durum Google Dini bana da mantıklı gelmedi fakat inanlara da herhangi bir şey demiyorum(bkz: desen nolur ki?) , dediğim gibi isteyen istediği gibi inanca sahip olabilir.Siteye buakşam okuldan geldiğimde baktım.Şaştım kaldım.Yorumu size bırakıyorum artık.Kalın sağlıcakla.

Belki İlgini Çeker?


Kelimelere Anlam Yükleyen Deneyimlerdir

| 1 yorum



Dün akşamki kişisel şeyime baktım da kötü olmuş sanki biraz.Geceleri bir hoş oluyorum,sarhoş gibi oluyorum.Herneyse bugün hem okuduklarımdan hem üzerine düşündüklerimden yola çıkarak bir kişisel şey yazayım dedim.Aklıma bu geldi.Bir düşünün geçmiş deneyimleriniz olmasa,arkadaşalrınızla aranızda ortak muhabbetleriniz dönmese afedersiniz ama 'portakal' dediğimiz kelimeyi sadece suyu sıkılan,kabukları soyulup yenilen,sıcak iklimi seven,turunçgillerden bir turunçgil olarak bileceğiz amma ve lakin hiç bir şekilde bunun diğer anlamlarını bilmeyeceğiz.Şunu demek istiyorum ki insanların geçmişinde yaşadıkları,deneyimleri kelimelere başka anlamlar yüklemelerine neden olur.Bu cümleyi daha önceden sarfettiğimi de hatırlıyorum ki insanlar arasında çıkan kavgaların bir çoğu insanların birbirlerine söylediği kelimelere farklı anlam yükleyişinden ve aralarındaki fikir ayrılıklarından kaynaklanmaktadır.Karşınızdaki insanı adam akıllı tahlil etmeden muallakta kalacak kelimeler kullanmanın sakıncası da karşımıza burada çıkmaktadır.Karşınızdakini anlamak açısından da gayet önemlidir kelimelere yüklenmiş anlamlar.Argodan bir örnek vermek gerekirse 'kafa olmak' kelime grubu sarhoş olmayı belirtebileceği gibi gayet iyi anlaşmak anlamına da gelebilir.Aslında bu kişisel şey biraz ders gibi oldu ama canım çok yazmak istedi.Çünkü herzaman karşımızdakini anlamaya ihtiyacımız var bu her kim olursa olsun,en iyi tanıdığımız insanın bile bilmediğimiz yönleri vardır.Ne kadar fazla insan bunu yapmaya başlarsa insanlarımız birbirini o derece fazla anlamaya başlar.Ben de bilgi akışının pürüzsüz sağlandığı,insanların birbirini eksiksiz anladığı bir ortam istiyorum.Her ne kadar ütopya olsa da.

Belki İlgini Çeker?

İltifat Ederken Ayarını Kaçırmayın

| 1 yorum


Koca bayram tatili bitti be! Hoş yarın pazar ama neden benim içimde tatilin son günleri tatil yapamamak gibi bir şey var ki? Çok fena bir şey bu.Haftasonları pazar gününden,uzun tatillerde tatilin son gününden hiç bir b.k anlamam.Şimdi sadece cumartesi günü uzun sürsün diye gecenin ikisinde yazıyorum bloguma. Aslında gönül ister sizlere bir kaç kişilerarası iletişim ipucu vereyim ama gece çok geç oldu benim bile beynim hoşaf gibi. Bugün Umutlar'a gittim biraz. Bir dünya @mlı g.tlü muhabbet döndü yine. Yanlış anlamayın oturup üzerine derin derin düşünmedik, küfür arasında geçti,bu adamla bir araya geldiğimizde geyiğin dibine vuruyoruz her seferinde.Hayvan gibi sigara içiyor,heryerim duman kokuyor.Her neyse şu minibüsler beni hala illet ediyor.Çok sıcak ve aşırı derecede sarsıyor ( bkz: cılkı çıkmak) .Bir türlü ısınamadım şu toplu taşıma araçlarına ve trafiğe.Sorsan İstanbul'da yaşıyorum.Bu da kısa bir anekdot size (bkz: banane) .Asıl konumuza şöyle başlamak istiyorum.Bugün bir tahlilini yaptık biz Umut ile eğer kız arkdaşına çok çok sanatsal yaklaşırsan,edebiyatın binbir kokusunu tattırır onu arş-ı alâya çıkarırsan ve bunu hep yaparsan daha sonra önemli bir zamanda yaptığında ve ona hoş şeyler söylediğinde pek bir etkisini göremiyorsun.Böyle bir durumda sana boş boş ve rutin bir işin sonunda verilen tepkiyle bakan gözleri gördüğünde sinirlerin yay gibi geriliyor.Bir diğer yönden baktığında eğer beraber olduğunuz insan hayatı somut gören biriyse ve bu tip bir yaklaşımda bulunmaya eğilimli biriyseniz karşınızdaki insana söyledikleriniz çok sanal geliyor ve hatta kimi zaman kendini kötü hissediyor( bende bu özelliklerin hiçbiri yok bana bunları iyi hissetmem için söylüyor gibi vb.) .Biz böyle bir tahlilde bulunduk sizinle de paylaşmak istedim.Biraz daldan dala oldu ama gecenin köründe yazmama verin.İyi geceler.

Belki İlgini Çeker?

SMS Kavgaya Götürür!

| 1 yorum


SMS kavgaya götürür.Evet,evet ciddiyim.Son örneğini bir saat önce yaşadığım ve aslında üstünde uzun süredir düşündüğüm bir şey bu.Kız arkadaşımla dün ufak bir tartışmayla başlayan olayın bugün b.ku çıktı.Sebep ikimizde de konuşacak kadar kontör olmaması ve olayı SMS ile çözmeye çalışmamız.Nasıl olsa bedava SMSimiz çok.Çözdük mü?Hayır!Olay sadece daha çok b.ka sardı.Başkalarına da sordum.SMS ile bir sorunu çözme yoluna gittiğinizde nasıl oluyor veya nasıl bir yol izliyorsunuz diye.Cevaplar aynı.En sonunda bu yazıyı yazmaya karar verdim.Siz siz olun mesajla bir sorunu çözmeye veya tartışmaya kalkmayın.Gidip kendinize kontör alın,konuşun.Evden arayın konuşun.Yüzyüze gelin konuşun.Olayın özü aslında şundan ibaret.Öyle insanlar olmaya başladık ki gitgide bireyselleşiyoruz örneklemek gerekirse yapılan elektronik aletler dahi kişiye özel laptoplar,mp3 çalarlar,küçük film izleme şeysi,vibratör falan fıstık.İnsanlar böyle bir dönüşüme uğradıkça yüzyüze iletişim dahi kurmakta zorluk çekiyor.Yüzyüze kurduğun iletşimde dahi parazitler karşımızdaki insanı anlamayı zorlaştırıyor.Ki kişilerarası iletişim kitaplarında en çok kişilerin algılamalarındaki farklılığın tartışmaya sebebiyet verdiğini söylerler.Herneyse yüzyüze kurduğumuz iletişimde dahi mesaj kanaldan karşı tarafa doğru vaziyette ulaşmazken sen bir mesajı harflerle kodladıktan sonra -hiçbir jest,mimik,el hareketi,kıl ,yün olmadan- nasıl karşı tarafa yollayabilirsin ki,yollarsın yollamasına ama bunlar basit mesajlar olur.O mesajlardan gelecek basit geribeslemler olur.Fakat konu ufak bir problem dahi olsa bunun çözümünde zorluk yaşanır malum işin içerisinde duygu yok.Şu an kendimi huzursuz hissettiğimden bu yazıyı yazıyorum.Kız arkadaşımla tartışmak hoşuma gitmiyor.Fakat üzerine düşündüğüm bu basit konuyu da yazmak istedim.Siz hiç dikkat etmediyseniz bir bakın diye.

*Yazımda yazım yanlışları olabilir.Klavyem hepten cozuttu "A" harfi kafasına göre çalıaşıyor.

Belki İlgini Çeker

Hepimiz Birer Kogniteryayız!

| 1 yorum


Bu kogniterya dediğimiz elemanlar Alvin Toffler'ın üçüncü dalga sınıfını temsil eder.Bu elemanlar iletişim araçlarının tümüne sahip zihin işçileridir.Ben bunu kendi beynimin kıvrımları içersinde şöyle yorumluyorum ki kogniteryalar "bildiklerini satarlar!".Teknolojik devinimin artmasıyla beraber de Peter Drucker'ın da görüşlerine rahatlıkla katılabilir ve şunu söyleyebiliriz ki proleteryadan(emek işçiliği) kogniteryaya(zihin işçiliği,ilgi işçiliği) bir geçiş yaşanmıştır.Her neyse aslında şu anda bilgisyarımızda çalışan işlemci bir kogniterya ürünüdür diyebiliriz.Adam onun bilgisine sahiptir projesini çıkarmıştır,Malezya'da,Çin'de ve benzeri bir Asya ülkesinde ürettirmiştir.Sonra da gelip sana satmıştır.Aslında temelde bilgisini satmıştır.Ayrıca toplumun kogniteryaya önem verdiğini ve bilgi sahibi olan insana daha fazla avantaj sağladığını da hepimiz görüyoruz.Ben "Hepimiz Birer Kogniteryayız!" durumuna olayı nasıl bağladığımı söyleyeyim.Web 2.0 teknolojileriyle sitelerin içeriğini ziyaretçilerin oluşturduğu bir sisteme geçildi.Bilgi paylaşımı,makale yazımı sonucu ücret ödeyen siteler çoğaldı ve web işiyle para kazananların birçoğu bu işi bir kez dahi ols yapmıştır.Çeşitli reklam ağlarına üye oluyorsun.Sitende reklamlar çıkıyor fakat boş olan bir siteye kimse reklam vermiyor.Bildiğin şeyi paylaştığında,özgün içerikler eklediğinde sna para veriyorlar.Durum ne yine bilgi paylaşımı.Ben buradan şu kanıya varıyorum ki -bunların hepsi kişisel görüşümdür- web işiyle uğraşan insanlar da bir zihin işçileri olmuşlardır.Çünkü her daim bildiklerini paylaşarak,bazı kodlar yazarak ve bunun gibi işler yaparak para kazanmaktadırlar.

*Kogniterya aslında işletmelerle ilgili durumlarda daha çok gündemdedir.Bu sadece kafamda internete yorumladığım şeklidir.

Global Dilenciler

| 4 yorum


Uzun zamandır bloguma yazmıyorum hatta ve hatta çok çok uzun zamandır.Bu zaman zarfında yuh artık diyebileceğiniz birkaç yenilik oldu benim gibi bir adam erken kalkmaya başladı.Bilgisayarını değiştirdi.Fakat çok kötüdür ki hala klavyemin ara tuşu bozuk ve rahatsızlık yaşayabiliriz.Şu aralar okumanın yanı sıra biraz da oyun oynamaya verdim kendimi hoşuma gidiyor.Gelelim konumuzun özüne uzun zaman sonra yazacağım konuda dilencilere değineceğim.Geçenlerde bir hocamız Mısır'a gittiğinde karşılaştığı dilenci tablosundan bahsetti.Adamın dilenirken İngilizce,Arapça ve Fransızca konuşarak ayrı ayrı dillerde ayrı ayrı turistlere dilendiğini söyledi.Dedim içimden "Vay Anasını Sayın Seyirciler!" .Bunu hepimiz biliyoruz ki bu çaresizlikten yapılan,kötü bir iş.Fakat düşünmeden de edemiyorum dünya fazlasıyla mı küreselleşti acaba?Hepimiz biliyoruz ki vakti zamanında sömürü merkezi haline gelen bu ülkede o zamanların izleri hala devam ediyor küreselleşme sadece işin geyiği fakat dilencinin farklı farklı dillerde dahi dilenmesi içimi burktu.Velhasıl kelam dilenciler hakkında biraz daha bir şeyler yazayım derken Ahmet Haşim'in bir kitabında altını çizdiğim bir yer geldi aklıma Ahmet Haşim Fraknkfurt'tayken Alman dilencilerinin temiz giysili,üyülü pantolon ve gömlekli,temiz olduğunu ve işleri bittiğinde kahve içmeye gidecekmiş gibi bir tavır içerisinde bulunduklarını söylüyor.O zamanın Frankfurt'unda da dilenciler böyleymiş.Gerçi işin devamında Ahmet Haşim Alman bir arkadaşına soruyor "Nasıl acıyıp para veriyorsunuz bu insanlara?". diye,arkadaşı da "Bir Alman birine el açarsa ihtiyacı olduğu içindir tipi önemsizdir." diyor özetle böyleydi kitaptaki pasaj.Velhasıl Pazariçi'nde oturduğum zamanlarda bir dilenci teyze vardı öğlen Pierre Loti'de akşam üzeri Eyüp Camisi civarında takılırdı,para veren ufak çocuklara öpme sarılma gibi şovlar yapardı.Ben ona nasıl acıyabilir,ihtiyacının olduğunu düşünebilirdim ki?Düşündüm.Ben En nihayetinde şu kanıya vardım ki dilencilere dünyanın heryerinde rastlamak mümkün ve sanıyorum bu global bir meslek haline gelmiş.

Öyle aklıma eseni yazdım geçtim bu yazımda soğumuştum blogumdan biraz ısınma turları diyelim buna biz.Daha sık yazmaya dikkat edeceğim.Herhalde bloglarında "Takip Ettiklerim" kısmında yazı yazdığımı gören blog sahipleri d e tanımyacaklar veya "Aha! Ooz Amca yeni yazı yazmış!" diyecekler duyar gibiyim tabi "Ulan bu adam kaç yılda bir yazıyor?" diyenleri de.Kendinize iyi bakın.Görüşmek üzere.